Proloterapi Tedavisinin Tarihçesine Kısa Bakış

Terminolojinin Evrimi: Skleroterapi → Proloterapi → Regeneratif Enjeksiyonlar

Proloterapi, günümüzde “rejeneratif tıbbın” önemli bir parçası olarak görülse de, kökeni antik çağlara kadar uzanan bir iyileştirme yaklaşımıdır. Temel fikir, hasarlı dokuda kontrollü bir uyarı oluşturarak vücudun kendi onarım mekanizmalarını harekete geçirmektir.

Antik dağlama uygulamalarından 20. yüzyılın skleroterapi girişimlerine, oradan da Hackett ve Hemwall ekolüyle modern proloterapiye uzanan bu yolculuk, tedavinin yüzyıllar içinde nasıl evrildiğini göstermektedir. Bu bölümde proloterapinin tarihsel gelişimini, en eski kaynaklardan günümüz bilimsel literatürüne kadar kapsamlı biçimde inceleyeceğiz.

Antik Dönem: İrritasyonla İyileştirme Fikrinin Doğuşu

Proloterapinin temel prensibi olan kontrollü irritasyonla doku onarımını tetikleme fikri, aslında binlerce yıl önce ortaya çıkan bir tıbbi yaklaşımdır. Antik Mısır dönemine ait yazıtlarda, topallayan hayvanların tendon ve bağ yapılarındaki gevşemeyi gidermek için kızgın demirle dağlama (branding) uygulanarak dokunun kasıtlı olarak uyarıldığı belirtilmektedir. Bu yöntem, modern proloterapinin “hasarlı bağ dokusunu yeniden sıkılaştırma” amacının en erken örnekleri arasında gösterilir.

Bu yaklaşımın sistematik olarak tanımlanması ise MÖ 400’lü yıllarda Hipokrat ile olmuştur. Hipokrat, özellikle savaşçı ve atletlerde görülen omuz çıkıklarından sonra tekrarlayan instabiliteyi azaltmak için aksilla bölgesine sıcak demir uygulaması (hot poker technique) kullanmış, bu uygulamanın bağ dokusunda fibrotik sıkılaşma oluşturduğunu gözlemlemiştir. Hipokrat’ın yöntemi, kontrollü bir doku hasarının iyileşme yanıtını güçlendirebileceğini gösteren en eski klinik gözlemler arasında kabul edilir.

Bu iki örnek, proloterapinin modern anlamda henüz tanımlanmamış olsa bile, biyolojik yanıt oluşturmak için irritasyon oluşturma fikrinin tarih boyunca birçok kültürde sezgisel olarak kullanıldığını kanıtlamaktadır. [1]

19. Yüzyıl: Skleroterapi Kavramının Ortaya Çıkışı

Proloterapinin modern bilime yaklaşan ilk adımları 19. yüzyılda atılmıştır. 1830’lardan itibaren çeşitli cerrahlar, fıtık, varis ve hemoroid gibi yumuşak doku zayıflıklarıyla seyreden hastalıklarda iritan solüsyon enjeksiyonları kullanmaya başlamıştır. Bu dönemde enjeksiyonlar “sclerosing injections” olarak adlandırılmış ve amaç, bağ ve destek dokusunda fibrotik güçlenme oluşturarak yapısal bütünlüğü artırmaktı.

Bu yaklaşımı sistematik hale getiren isimlerden biri, kasık fıtıklarında Quercus alba (white oak) ekstreleri ile irritan enjeksiyon uygulayan Dr. Heaton olmuştur. Heaton’un yöntemi, zayıf bağ dokusunun kontrollü olarak uyarılmasının dokuyu daha sıkı ve sağlam hale getirebileceğini gösteren ilk klinik raporlardan biridir.

Ardından De Garmo, Rice ve dönemin diğer cerrahları 1880–1930 arasında yayımladıkları makalelerde enjeksiyonla fıtık tedavisini detaylandırmış; böylece “skleroterapi” terimi tıp literatürüne yerleşmiştir. Bu çalışmalar, proloterapinin temelini oluşturan “dokuyu irritasyon yoluyla güçlendirme” felsefesinin bilimsel çerçeveye oturduğu ilk dönem olarak kabul edilir.

Skleroterapiden Ligament ve Tendon Tedavisine Geçiş (20. Yüzyıl Başları)

20. yüzyılın başlarında skleroterapi uygulamaları artık hem cilt altı yapılar hem de damar içi patolojiler için yaygın şekilde kullanılmaya başlamıştı. Bu sırada bazı klinisyenler, irritan enjeksiyonların yalnızca damarları değil, bağ dokusu ve tendonları da benzer şekilde uyarabileceğini fark ettiler.

Bu dönemde sklerozan maddelerin, zayıf bağ dokusunda lokal inflamasyon ve fibrozis oluşturarak dokuyu güçlendirebildiği gözlendi. Bu bulgu, “damar duvarını sıkılaştıran irritasyon, ligament ve tendonlarda da biyomekanik sağlamlık artırabilir” fikrinin doğmasına yol açtı. Böylece skleroterapi kavramı, yavaş yavaş mekanik instabiliteyi iyileştirme amacıyla bağ ve tendon dokularına doğru evrildi.

Bu geçiş dönemi, modern proloterapinin biyolojik mantığının şekillendiği kritik aşama olarak kabul edilir: “Hasarlı bağ dokusunu kon rollü irritasyonla yeniden güçlendirmek.”

1930’lar: Dr. Earl Gedney ve Modern Proloterapinin İlk Klinik Kıvılcımları

Modern proloterapinin başlangıcı olarak kabul edilen önemli dönüm noktalarından biri 1930’lu yıllarda yaşandı. 1936 civarında osteopat cerrah Dr. Earl Gedney, hastanede ameliyathane kapısına parmağını sıkıştırdıktan sonra gelişen kronik instabilite ve ağrı nedeniyle ciddi fonksiyon kaybı yaşamaya başladı. Dönemin tedavi seçenekleri sınırlı olduğu için Gedney, o dönem fıtık tedavisinde kullanılan irritan enjeksiyonlardan ilham alarak başparmağındaki gevşek bağ dokusuna kontrollü bir irritan solüsyon enjekte etti.

Beklenmedik biçimde, birkaç hafta içinde parmağında:

  • stabilitenin arttığı,
  • gevşek bağların güçlendiği,
  • ağrının belirgin şekilde azaldığı

klinik olarak gözlendi.

Bu kişisel deneyim Gedney’i derinden etkiledi. Kısa süre içinde yöntemi geçmeyen bağ gevşeklikleri, eklem instabiliteleri ve kronik ligament yaralanmaları olan hastalarda sistematik şekilde uygulamaya başladı. Gedney’nin çalışmaları, skleroterapinin ligament ve tendon iyileşmesi için kullanıldığı ilk modern klinik örnekler olarak kabul edilir.

Gedney’nin bu keşfi, daha sonra Hackett ve Hemwall ekolü tarafından geliştirilecek olan modern proloterapinin fitilini ateşlemiştir. [2]

Proloterapi Tedavisinin Tarihçesine Kısa Bakış

George S. Hackett Dönemi: Modern Proloterapinin Kurucu Çekirdeği

1930’ların sonundan 1950’lerin ortasına kadar geçen dönemde proloterapinin bilimsel anlamda şekillenmesini sağlayan en önemli isim, travma cerrahı Dr. George S. Hackett olmuştur. Hackett, klinik pratiğinde kronik ağrı yaşayan hastaların önemli bir kısmında temel sorunun ligament gevşekliği ve mekanik instabilite olduğunu fark etti. Bu gözlem, o dönem için oldukça devrim niteliğindeydi; çünkü kronik kas-iskelet ağrılarının büyük bölümü yanlışlıkla kas kaynaklı olarak değerlendiriliyordu.

Hackett’in klinik araştırmaları, gevşek ligamentlerin eklemi yeterince destekleyemediğini, bunun da tekrarlayan mikrotravmalara ve kronik ağrı döngüsüne yol açtığını gösterdi. Bu bilgi, proloterapinin modern biyomekanik temeli olarak kabul edilir.

Temporomandibular Eklem (TMJ) Uygulamaları

Hackett’in en çarpıcı katkılarından biri, temporomandibular eklem subluksasyonlarında sodyum psylliate gibi proliferan çözeltilerin kullanılmaya başlanmasıdır. Bu uygulama, irritan enjeksiyonların yalnızca fıtık ve damar patolojilerinde değil, karmaşık eklem yapılarında da etkili olabileceğini göstermiştir.

“Fibro-Osseous Proliferation” Kavramı

Hackett proloterapinin biyolojik mekanizmasını açıklamak için “fibro-osseous proliferation” kavramını ortaya koymuştur. Bu kavrama göre irritan enjeksiyonlar, kemik ile ligamentin birleştiği bölgede kontrollü bir inflamasyon ve ardından bağ dokusu proliferasyonu başlatır. Böylece zayıflamış ligament daha güçlü ve gergin hale gelir.

Proloterapinin Resmen Doğuşu (1956–1958)

Hackett, 1956–1958 yılları arasında kaleme aldığı “Ligament and Tendon Relaxation (Skeletal Disability) Treated by Prolotherapy” adlı kitabında tedavinin teorik temellerini ve teknik detaylarını topladı.

Bu eserle birlikte “prolotherapy” (proliferation therapy) terimi tıbbi literatürde resmen yer aldı. Bugün proloterapinin kurucu babası olarak kabul edilmesinin nedeni, tedavinin hem terminolojisini hem de modern biyomekanik mantığını Hackett’in oluşturmuş olmasıdır. [3]

Gustav Hemwall ve Hackett–Hemwall Ekolü (1950–1980)

1955 yılında Amerikan Tabipler Birliği’nin yıllık toplantısında Dr. Gustav Hemwall’ın Dr. Hackett ile tanışması, proloterapi tarihinde başka bir dönüm noktasıdır. Hackett’in yönteminden etkilenen Hemwall, tüm teknikleri bizzat ondan öğrenerek bu tedaviyi klinik pratiğine dahil etti.

Hackett–Hemwall Tekniğinin Sistematize Edilmesi

Hemwall, Hackett’in temel yaklaşımını geliştirerek tedaviyi daha sistemli bir enjeksiyon protokolüne dönüştürdü:

  • belirli enjeksiyon noktaları (enthesis bölgeleri)
  • 4–6 hafta aralıklarla seans yaklaşımı
  • çözeltide %10–25 dekstroz gibi proliferanların standardizasyonu
  • ligament ve tendonların anatomik hatlarına göre enjeksiyon teknikleri

Bu yapılandırılmış yaklaşım, modern proloterapinin uygulama temelini oluşturmuştur.

Küresel Yayılım

Dr. Hemwall, 1950’lerden 1980’lere kadar proloterapi eğitim kursları düzenledi ve yöntemi ABD’nin ötesine taşıdı. Özellikle Latin Amerika’daki misyon kliniklerinde on binlerce hastaya tedavi uyguladı. Bu nedenle proloterapinin dünyada yaygınlaşmasında Hackett kadar Hemwall’ın da payı büyüktür.

Bugün pek çok modern ekol hâlâ “Hackett–Hemwall Technique” temelinde eğitim vermektedir. [4]

Terminolojinin Evrimi: Skleroterapi → Proloterapi → Regeneratif Enjeksiyonlar

Proloterapinin isimlendirilmesi de tarih boyunca çeşitli evrelerden geçti.

“Skleroterapi”nin Damar Tedavisine Ait Olması

19. yüzyıldan itibaren “skleroterapi” terimi damar içi varis tedavilerini tanımlamak için kullanılmaktaydı. Bu nedenle bağ dokusuna yapılan proliferan enjeksiyonların farklı bir isimle anılması gerektiği anlaşıldı. Journal of Prolotherapy literatürü bu ayrımı net şekilde ortaya koyar.

Hackett’in “Prolotherapy” Tanımı

Hackett, 1950’lerde irritan enjeksiyonlarla bağ dokusu proliferasyonunun amaçlandığını vurgulamak için “prolotherapy” terimini önerdi. Bu ifade zamanla tüm literatür tarafından benimsendi.

1980’ler Sonrası Terminolojik Genişleme

1980’lerden itibaren proloterapi ailesi genişledi ve literatürde şu kavramlar yer almaya başladı:

  • Reconstructive Ligament Therapy
  • Regenerative Injection Therapy (RIT)
  • Nonsurgical Ligament Reconstruction
  • Biologic Injection Therapy

Bu evrim, proloterapinin yalnızca sklerozan enjeksiyonlardan ibaret olmadığını; rejeneratif tıbbın erken dönem temsilcilerinden biri haline geldiğini göstermektedir.

Dekstroz Proloterapinin Yükselişi (1980–2000)

Dekstroz Proloterapinin Yükselişi (1980–2000)

1980’li yıllardan itibaren proloterapide kullanılan proliferan maddelerin güvenlik, bulunabilirlik ve maliyet açısından yeniden değerlendirilmesi, hipertonik dekstroz solüsyonlarının ön plana çıkmasına yol açtı. Yüksek osmotik dekstroz; ucuz, kolay bulunabilir, steril hazırlanmaya uygun ve dokuda güvenli irritasyon oluşturan bir madde olması nedeniyle kısa sürede standart proliferanlardan biri haline geldi.

Bu dönemde klinik kullanımda bulunan fenol–gliserin–dekstroz (P2G) gibi daha kompleks ve potansiyel olarak daha irritan çözeltiler, yerini giderek daha sade ve %10–25 hipertonik dekstroz protokollerine bıraktı. Bu değişim, hem güvenliği artırdı hem de tedavinin daha geniş bir klinik alana yayılmasını sağladı.

Bilimsel araştırmalar açısından da bu dönem bir dönüm noktası oldu. Dr. David Reeves, Rabago, Klein, DiFiori ve diğer öncü klinisyenler; bel ağrısı, diz osteoartriti, sakroiliak eklem disfonksiyonu ve kronik tendon hastalıkları üzerine ilk prospektif çalışmalarını yayımladılar.
Bu çalışmaların birçoğu PMC, ScienceDirect ve ResearchGate platformlarında bugün hâlâ referans olarak kullanılmaktadır.

Bu erken dönem klinik bulgular, dekstroz proloterapinin yalnızca teorik bir uygulama değil, biyolojik olarak aktif ve klinik olarak anlamlı bir tedavi seçeneği olabileceğini gösteren ilk bilimsel kanıtlardı. [5]

21. Yüzyıl: Regeneratif Tıbbın Parçası Olarak Proloterapi

2000’li yıllarla birlikte proloterapi, klasik “alternatif tedavi” kategorisinden çıkarak rejeneratif tıbbın bir alt başlığı haline gelmeye başladı. Bu dönemde art arda yayımlanan randomize kontrollü çalışmalar (RCT), kohort araştırmalar ve sistematik derlemeler; yöntemin bilimsel temellerini güçlendirdi.

Bugün PubMed/PMC ve ScienceDirect’te yüzlerce çalışma;

  • kronik bel ağrısı,
  • diz osteoartriti,
  • lateral epikondilit,
  • plantar fasiit,
  • tendinopatiler,
  • sakroiliak eklem disfonksiyonu

gibi durumlarda dekstroz proloterapinin etkilerini incelemiştir.

Öne çıkan geniş kapsamlı derlemeler arasında:

  • Hauser 2016 sistematik derlemesi
  • Rabago’nun diz OA ve bel ağrısı üzerine meta-analizleri
  • OA hasta gruplarında dekstroz proloterapinin fonksiyonel kazanımları değerlendiren birden çok RCT
    bulunmaktadır.

Bu yayınlar sayesinde proloterapi, PRP, kök hücre enjeksiyonları ve diğer rejeneratif yöntemlerle birlikte aynı çatı altında değerlendirilerek günümüzün biyolojik doku yenileyici tedavileri arasında konumlanmıştır. [6]

Günümüzde Proloterapi: Konsensuslar, Tartışmalar ve Kanıt Düzeyi

Günümüzde proloterapi hakkında uluslararası literatürde giderek artan sayıda konsensus yazısı ve uzman görüşü bulunmaktadır. Journal of Prolotherapy, drrobertbanner.com ve diğer akademik platformlarda yayımlanan editöryal bildiriler; tedavinin hangi durumlarda düşünülebileceği, güvenlik profili ve mevcut sınırlılıklarını net biçimde özetlemektedir.

Büyük ölçekli network meta-analizler, proloterapiyi steroid enjeksiyonları, PRP, hyaluronik asit, fizyoterapi ve “wait-and-see” yaklaşımlarıyla karşılaştırmıştır. Sonuçlar genellikle şu noktada birleşmektedir:

  • Bazı durumlarda belirgin fayda sağlayabilir (özellikle kronik bel ağrısı, diz OA, lateral epikondilit).
  • Genel üstünlüğü her durumda kanıtlanmış değildir.
  • Uygun hasta seçimi ve tecrübeli uygulayıcı belirleyici faktörlerdir.

Bu nedenle güncel klinik rehberlerde proloterapi, özellikle konservatif tedavilere yanıt vermeyen seçilmiş hastalarda tamamlayıcı / alternatif bir seçenek olarak konumlandırılmaktadır.

Bugün proloterapi, rejeneratif tıbbın gelişen ailesi içinde;

  • düşük maliyetli,
  • güvenli,
  • biyolojik olarak aktif,
  • doğru hasta grubunda etkili

bir enjeksiyon tedavisi olarak değerlendirilmektedir.

Kaynakça

  • Andersen A. “The History of Prolotherapy.” Practical Pain Management. 2015; 15(4).
  • “The History Of Prolotherapy Regenerative Medicine.” Prolotherapy.com. Hemwall Center.
  • Taheem Y., Suvar T. “Prolotherapy: Background History, Mechanism of Action, and Current Evidence.” ASRA Pain Medicine News. 2022 July 29.
  • “FAQ: About Prolotherapy.” Dr. Reeves, Pain Management Clinic.
  • Rabago D., Slattengren A., Zgierska A. “Prolotherapy in primary care practice.” Primary Care. 2010; 37(1):65-80. Available via ResearchGate.
  • Yelland M., Naylor R., Rathoud G., et al. “Prolotherapy for chronic musculoskeletal pain.” Journal of the American Osteopathic Association. 2009; 109(13):1032-5.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top